Çocuk şiirleri

Son Güncelleme: 16.03.2021 00:55

Çocuk şiirleri kısa sayfamızda, amatör ve ünlü şairlerden çocuğu anlatan şiirleri bulabilirsiniz.

ÇOCUKLAR

Çocuklar ölebilir yarın,
Hem de ne sıtmadan ne kuşpalazından.
Düşerek de değil kuyulara filân;
Çocuklar ölebilir yarın,
Çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
Çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında,
Ne bir santim kemik, ne bir damla kan.
Çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında.
Arkalarında bir avuç kül bile değil.
Arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.

Nazım Hikmet

BAYRAĞIM

Atalarım gökten yere.
İndirmişler ay yıldızı.
Bir buluta sarmışlar ki.
Rengi şafaktan kırmızı.

Onun ateş kırmızısı.
Ne gelincik, ne gülden.
Türk oğlunun öz kanıdır.
Ona bu al rengi veren.

Ay yıldızı, gökyüzünün.
Ayla yıldızından yüksek.
Türk’ün alın yazısıdır.
Türk’tür onu yüceltecek.

Vazifemdir bayrağımı.
Üstün tutmak her bayraktan.
Can veririm kan dökerim.
Vazgeçemem ben bu haktan.

Hasan Ali YÜCEL

ANA SEVGİSİ

Sıcağın sinmiş bana.
Seni severim ana.
Sensin bana kan veren.
Sensin bana can veren.

Küçükken yudum yudum.
Sütlerinle uyudum.
Kulağıma ninniler.
Neler söyledin neler.

Beni büyüttün ana.
Beni yürüttün ana.
Göremeyince seni.
Kucaklarım gölgeni.

Mehmet Necati ÖNGAY

ANNEME VERDİĞİM SÖZ

Ben güzel olacağım.
Taşıyacağım hep.
Akan suların güzelliğini.

Ben iyi olacağım.
Ellerim açılacak gece gündüz.
Bir bitki iyiliğinde.

Ben doğru olacağım.
Gökten düşen taş gibi.
Doğru.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

TİLKİ İLE LEYLEK

Tilki hocanın iyiliği tutmuş bir gün
Hacı leyleği yemeğe buyur etmiş
– Ama, demiş tilki, bizde misafir
Umduğunu değil bulduğunu yer.
Meğer tilkinin cimrisi hepsinden betermiş
Bir çorba çıkarmış topu topu
O da sulu mu sulu
Hem nerden getirse beğenirsiniz? Tabakta.
Leylek gagasıyla uğraşadursun
Tilki bitirmiş hepsini bir solukta.
Leylek kızmış, ama çekmiş sineye.
Bir zaman sonra
O da tilkiyi buyur etmiş yemeğe.
– Hay hay, demiş tilki, nasıl gelmem?
Ben dostlara naz etmesini sevmem.
Tam saatinde gelmiş.
Leyleğe türlü diller dökmüş.
Şu güzel bu güzel,
Hele yemeğin kokusu
Gel iştahım gel!
Gerçi tilkilerin iştahı
Pek nazlı değilmiş ama
Et kokusu başka şeymiş.
– Kuşbaşı galiba, demiş
Bayılırmış etin böylesine
Hele kıvamında pişmişine.
Derken yemek sofraya gelmiş,
Gelmiş ama nasıl?
Kokusunu al, eti arada bul!
Dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde
Tam leyleğin gagasına göre
Tilki burnunu burgu etse nafile.
Kısmış kuyruğunu evine dönmüş.
Aç kaldığına mı yansın
Bir kuşa rezil olduğuna mı?
El alemi aldatanlar
Bu masal size:
Bir gün sizi de sokarlar
Kurduğunuz kafese.

LA FONTAINE
Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu

AĞUSTOS BÖCEĞİ İLE KARINCA

Karıncayı tanırsınız.
Minimini bir hayvandır.
Fakat gayet çalışkandır.
Gayet tutumludur, yalnız.
Pek hodgamdır, bu bir kusur.
Hodgam olan zalim olur.

Bir gün ağustos böceği.
Tembel tembel ötüp durmak.
Neticesi aç kalarak.
Karıncadan göreceği.
Bürudete bakmaz, gider.
Bir lokma şey rica eder.
Der ki: – Acıyınız bize.
Çoluk çocuk evde açız.
İanenize muhtacız.
Karınca bir yüreksize.
Layık huşunetle sorar:
– Aç mısınız? Ya o kadar.
Uzun, güzel günler oldu.
O günlerde ne yaptınız?
Böcek inler: – Açız, açız.
Bakın benzim nasıl soldu.
O günlerde gülen, öten.
Sazla, sözle eğlenen ben.
Bugün bakın ne haldeyim!
Vallah açız, billah açız,
Halimize acıyınız!
Karınca eğlenir: – Beyim,
Şimdi de raks edin, ne var?
‘Yazın çalan kışın oynar.’

LA FONTAINE

Uyarlayan : Tevfik Fikret

KIRLANGIÇ VE KÜÇÜK KUŞLAR

Bir kırlangıç dünyayı geze dolaşa.
Çok şeyler öğrenmiş.
Atalarımız ne demiş:
“Bir şeyler kalır çok görenin kafasında.”
Bizim kırlangıç önceden bilirmiş.
Büyük küçük bütün fırtınaları,
Gemiciler ondan alırmış haberi.
Bir gün bir yerde kırlangıç bakmış,
Tarlasına, sıram sıram.
Kenevir tohumu ekiyor köylünün biri.
Kırlangıç çağırmış küçük kuşları,
– Bakın, demiş, sizin kuyunuzu kazıyor bu adam.
Bana göre hava hoş, çeker giderim burdan,
Ama korkarım sizin haliniz duman.
Şu elin savurduğu tohumlar yok mu,
Başınıza örülen birer çoraptır sizin,
Her attığı tohum bininizin öksesi,
Benden size söylemesi.
Günü gelip kenevir sicim oldu mu?
Seyreyleyin size kurulacak dolapları.
Ya ölüm, ya zindan gayri sizlere:
Kiminize kafes, kiminize tencere.
Onun için gelin, dinleyin beni,
Yiyin şu tohumların hepsini.
Yaz günü kırlangıcı kim dinler,
Küçük kuşlar diledikleri yemi yemişler.
Kenevir başlamış büyümeye yeşil yeşil.
Kırlangıç bir kez daha uyarmak istemiş.
Dünyadan habersiz küçük kuşları:
– Koparın, demiş, bir bir koparın.
Bu kötü tohumdan çıkan yapracıkları.
Onla büyüdü mü kendinizi yok bilin.
Kuşlar kırlangıca kızmış,
– Aman ne şom ağızlısın, demişler.
Hem sonra kaç bin kuş ister.
Bütün o filizleri yolmak için?
Kenevir büyüdükçe büyümüş,
Kırlangıç, kuşları bir kez daha uyarmış:
– Bakın, demiş, işler kötü,
Kötü tohum yurdunuzda aldı yürüdü.
Bugüne dek inanmadınız bana, peki,
Ama bir gün baktınız ki insanoğlu,
Buğdayları büyüyedursun tarlada,
Vakit bulmuş kuş avlamaya şurda burda,
Kurmuş ağlarını dağda bayırda,
Siz küçük kuşları avlamak için.
Ya hiç çıkmayın yuvanızdan,
Ya da göç edin başka yere:
Ördek, turna ne yapıyorsa.
Siz de onlar gibi yapın.
Ama siz küçüksünüz, doğru,
Geçemezsiniz bizim gibi çölleri, denizleri.
Size göre iş değil yeni dünyalar aramak.
Yapabileceğiniz tek şey bence
Duvar deliklerine saklanmak olacak.
Kuşçağızlar yorulmuşlar kırlangıcı dinlemekten,
Başlamışlar cıvıl cıvıl ötüşüp durmaya.
Tıpkı Troyalılar gibi, zavallı Kassandra.
Başlarına geleceği haber verirken.
Onlara olan bizimkilere de olmuş.
Nice kafesler kuşlarla dolmuş.
Hep böyle kendi bildiğimizi okuruz yalnız.
Bela başımıza gelmedikçe inanmayız.

LA FONTAINE
Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu

MASALLARIN MASALI

Su başında durmuşuz çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana.
Su başında durmuşuz çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor çınarla benim bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize çınara, bana, bir de kediye.
Su başında durmuşuz çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.
Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek güneş kalacak, sonra o da gidecek.
Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Su serin, çınar ulu, ben şiir yazıyorum, kedi uyukluyor,
Güneş sıcak, çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize ,
Çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…

Nazım Hikmet RAN

ÇOCUKLARIMA

Diyelim ıslık çalacaksın, ıslık.
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes.
Kimse çalamamalı senin gibi güzel.

Örneğin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın,
Senden önce kimse saymamış olmalı.
Senin saydığın gibi doğru ve güzel.
Hem dalgaları, hem saymasını severek.

De ki sinek avlıyorsun, sinek.
En usta sinek avcısı olmalısın.
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta,
Örgüt yoksa seninle başlamalı.

Diyelim zindana düştün, bir ip al.
Görmediğin yıldızları diz ipe bir bir.
Sonra yıldızlardan kolyeyi.
Düşlemindeki sevgilinin boynuna geçir.

Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun.
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu.
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya.
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış.

Dalga mı geçiyor, düşler mi kuruyorsun.
Öyle sonsuz, sınırsız düşler kur ki çocuğum.
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar.
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler.

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum.
Derlerse ki bu işler bir şeye yaramaz.
De ki bütün işe yarayanlar.
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar.

Aziz NESİN

KÖY ÖĞRETMENLERİ

Yurdumuz uçsuz bucaksız.
Gökte yıldız kadar köylerimiz var.
Ama uzak, ama harap, ama garipsi.
Alın benim gönlümden de o kadar.

Uçsuz bucaksız köylerimizde kuşlar gibi.
Her sabah çocuklar size uçar.
Ama küçük, ama büyüyen, ama güleç.
Alın benim gönlümden de o kadar.

Siz kara göklerin yıldızları.
Işıtın yurdumuzu sabaha kadar.
Ama düşe kalka, ama yiğit, ama umutlu.
Alın benim gönlümden de o kadar.

Cahit KÜLEBİ

KÜÇÜK ASKER

Küçük asker, silah elde.
Kahramanca ilerliyor.
Karşısında bütün belde.
“Kahramanım, yaşa!” diyor.

Küçük asker, küçük asker!
Vatan senden hizmet ister.

Vatan için çeker emek.
Herkes; bu borcu herkesin.
Vatan demek ninen demek,
Sen nineni sevmez misin?

Küçük asker, küçük asker!
Vatan senden şefkat ister.

Vatan senden hayat umar,
Sen yaşarsan o canlanır;
Vatan için ölmek de var,
Fakat borcun yaşamaktır.

Küçük asker, küçük asker!
Vatan senden kuvvet ister.

Minimini omuzların.
Taşıyacak yarın tüfek;
Tüfek değil, vatan yarın.
O omuza yüklenecek.

Küçük asker, küçük asker!
Vatan senden gayret ister.

Küçük asker dinle bunu:
Sakın boşa silah atma;
Kılıcını, kurşununu.
Haksızlığa karşı sakla.

Küçük asker, küçük asker!
Hak da senden kuvvet ister.

Tevfik FİKRET

KİTABIM

Kitap en iyi arkadaş.
Bana neyi sorsam söyler.
Ne anlatsam en sonunda.
Çalış, iyi, doğru ol der.
Geceleri uyumaz o.
Beni kaldırır erkenden.
Okulum kadar güzeldir.
Kitabı çok severim ben.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

SAĞLIK

Mevsime göre giyin,
Hiç üşütme kendini.
Zamanında aşı ol,
Sık sık yıka elini.

Yüreğini rahat tut,
Her şeyi dert edinme.
Olumsuzluğu unut,
Önemlidir beslenme.

Kızartma, yağlı, acı,
Sağlığı bozmaktadır.
Sebze, meyve baş tacı,
Süt en doğal gıdadır…

Beytullah HATOĞLU

KIŞ

Bembeyaz oldu ortalık.
Kışın da başka tadı var.
Hava bir parça karanlık.
Her yanda buz tutmuş sular.

Gel biz de şöyle kocaman.
Bir kardan adam yapalım.
Eğer düşmekten korkmazsan.
Buzun üstünde kayalım.

Vasfi Mahir KOCATÜRK

AYDEDE AY ANNE

Ay dedenin paltosunu kim giydirir anne?
Gözlüğünü, bastonunu,
Kim bulup verir eline,
Yıldızlar mı verir?
Yıldızlar ay dedenin,
Torunları mı anne?

Ay dedenin yemeğini,
Kim pişirir anne?
Kim yıkar çamaşırını,
Aynene mi yıkar anne?
Güneş ateş mi yakar,
Bulutlar su mu döker eline?

Aynenenin evi nerde,
Gökte mi oturur yerde mi?
Niye görünmez bize,
Aynene öldü mü yoksa?
Göğe mi gömdüler onu,
Yere mi anne?

Ali YÜCEL

İLKBAHAR

Yağmur geçti kar geçti.
Soğuk rüzgarlar geçti.
Güneşli bahçelerden.
Güzel çocuklar geçti.

Meliyor kuzucuklar.
Seviniyor çocuklar.
Ağaçlar dallar taktı.
Bin bir renkli boncuklar.

Taze hayattır bahar.
Ne çok ışık renk saçar.
Gezdirin eğlendirin.
Gürbüz olsun yavrular.

Rüzgarlar ese ese.
Hayat verir herkese.
Civciv bile kapanmaz.
İlkbaharda kümese.

Aka GÜNDÜZ

EKMEK

Çiftçi sürer tarlayı.
Sonra eker buğdayı.
Boy verir azar azar.
Saplar gittikçe uzar.
Başaklar olgunlaşır.
İçleri dolgunlaşır.

Yazın artınca sıcak.
Sararır her bir başak.
Biçerler ekinleri.
Şenlenir harman yeri.
Olup bitince harman.
Ayrılır buğday saptan.

Güzel kokulu ekmek.
Olmaz seni sevmemek.
Sensin yemeklere baş.
Her yemeğe arkadaş.

Hasan Ali YÜCEL

SERÇE KUŞU

Bu sabah bahçede karşıma.
Küçük bir serçe kuşu geldi;
Havuzun taşına kondu,
Bir içti, bir doğruldu,
Nasıl da korkuyordu.

Sen hiç korkma serçe kuşu,
Suyunu rahat rahat iç,
Sıhhat afiyetle uç,
İnsanoğlu çeşit çeşit.
Beş parmağın beşi bir mi?

Necati CUMALI

SİNCAP

Kuşlar uçar,
Şu ağacın tepesinde,
Var bir sincap,
Ceviz kırar, yemek arar.

Her gün göremem ki,
Saklar onu,
Anne yapraklar.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

DERE

Nerden alır suyunu,
Kardan mı, yağmurdan mı?
Şu nazlı dereciğin
Yatağı çamurdan mı?

Bilmez durup dinlenmek.
Kış, yaz demeyip akar.
Ovanın her yerini
Sular ile o yıkar.

Haz duyar ağaçlardan
Serinlik döküldükçe.
Hayat saçar her yana
Kıvrılıp büküldükçe.

Duyulur türkülerin
En coşkunu sesinden.
Ferah veren bir hava
Yayılır nefesinden.

Durma gez, dolaş yurdu
Ak dere, berrak dere!
Gezdiğin topraklara
Bolluklar bırak dere!

Hasan Ali YÜCEL

KURALLARA UYARIM

Dişlerimi fırçalar.
Akşam erken yatarım,
Erken kalkınca sabah.
Yorgunluğu atarım.

“Günaydın anne” derim.
Açtığımda gözümü.
Lavaboya giderek.
Yıkıyorum yüzümü.

Yumurta, süt, peynir bal.
Kahvaltıda yiyorum,
Giysilerimi giyip.
Okula gidiyorum.

Öğretmenimi üzmem.
Sözlerini dinlerim,
Dostluk kurar herkesle.
Arkadaşlık ederim.

İsmail MALATYA

İlgili Makaleler

54 Yorum

  1. Bende bır sıır paylasmak ıstıyorum
    ECRİN BEBEK
    Bir bucuk yasındaydı
    Nasıl tahrik etti sizi
    Nasıl yaktınız bizleri
    Bir bucuk yasındaydı

    Yeni dogmus bir gul kokulu bebek
    Omrunun daha basında
    Bır bucuk yasında
    Belki ölmeseydi

    Sevip,sevecekti
    Belki yasasaydı
    Toplumun,kadınların dılı olacaktı
    Bır bucuk yadındaydı ecrın bebekkk

  2. Ne kadar saygısız ukala insanlar var. İki kelimeyi bir araya getiremeyen malûkat. Gelmiş burada düşünüp emek vermiş insanları eleştiriyor. Beğenmeye bilirsin. Bu sana hakaret etme hakkı doğurmaz. Bence önce kendinizi eleştirin. Emeğe saygı. insana saygı.

  3. lannnnbu ne babamın anlattığı matematikk fen sosyal konularından bile uzun

  4. GELDİ YİNE İLKBAHAR ETRAF YEMYEŞİL HAVA GÜNEŞLİ DALDAN DALA UÇUŞAN ARILAR KELEBEKLER,SEVİNÇLİ NEŞELİ ORMANDAYIM,AĞAÇLARLA DOLU BURASI ÇAM AĞACI,MEŞE,KAVAK VE DAHASI… BİR İKİ DEĞİL Kİ SAYBVAK BİTMEZ SAYMAKLA.BELKİ BİNBİR ÇEŞİTBELKİ DAHA FAZLA … AZ ÖTEDE İLERLEYEN ÇOCUKLAR ELERİNDE BİRER KESE DOLUSU MANTAR.BİR SES GELDİ KULAĞIMA ANSIZIN… TAK1 TAK1 TAK KOŞTUM DURMAKSIZIN BİRDE NE GÖREYİM ELİNDE BALTASI YONGA SAÇIYOR MEŞEDEN DİZLERİM ÇÖZÜLDÜ DÖNDÜM BEYNİMDEN VURULMUŞA. DURUR MUYUM HİÇ VARDIM YANIN KOŞA KOŞA… – HEY AMCA 1 SAKIN KESME KULAK VER DİNLE BAK YAKIŞIRMI HİÇ YAŞ AĞACA BALTA VURMAK. BOŞ VER DEME *** eğer bunlar olmasa. yazar buketnur karameşe yaş 9 tarih 4.2.2012

  5. ıyyyyyyyyyy iğrenç hakikaaten katılıyorum arkadaşlar hiç bişii yok önüne gelen sallamış sallamış yazmış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir