çarmıh teolojisi

Reklamlar

Çarmıh teolojisi yani inanışı Hristiyanlık dini ile özdeşleşmiştir ve bu konuda çeşitli efsaneler vardır. İşte sizlere bunlardan bir tanesini anlatmaya çalışacağız.

Çarmıh Teolojisi Kutsal Kitap’a göre insan daha günaha düşmeden önce Eden bahçesinde “iyiliği ve kötülüğü bilme ağacı” veya “yaşam ağacı” vardı, Tevrat, bu ağacın “meyvesinden” yendikten sonra Adem ile Havva’ya “utanma duygusu” oluştuğunu ve üzerlerinin örtüldüğünü bildirir, Hıristiyanlara, özellikle katolik ve ortodokslara göre sembolik olan bu anlatım insanın bir şekilde günaha düşüp başka yaratıklar haline gelmesini ifade etmektedir.

Adem ile Havva’nın günahı nedeniyle doğalarını değiştirecek bir süreç meydana gelmiştir, dünyadaki insanlar da onların soyundan oldukları için doğaları günaha yatkındır.

Hıristiyanlara göre Tanrı’nın yapamayacağı şeyler vardır, doğasına aykırı olan davranışlarda bulunamaz; yalan söyleyemez,günahları keyfi bir şekilde affedemez çünkü bu onun sonsuz adaletinden vazgeçmesi anlamına gelir.

Hıristiyanlara göre Tanrı “keyfiyen” hareket edemez çünkü o sonsuz adalet ve sonsuz merhamet sahibidir.

Tanrı doğal olarak sonsuz adalet sahibi olduğu için insanı en ufak bir düşüncesinde dahi yargılaması gerekir.İnsan da günaha yatkın olduğundan bu düşünceleri davranışları kendisi ne kadar isterse istesin engelleyememektedir çünkü doğası günaha yatkındır.İncil’de Pavlus bu düşünceyi şöyle açıklamaktadır:

Rom 7:14 Yasa’nın ruhsal olduğunu biliriz. Ben ise bedenselim,günaha köle gibi satılmışım.

Rom 7:15 Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü istediğim şeyi yapmıyorum; nefret ettiğim ne ise, onu yapıyorum.

Rom 7:16 Ama istemediğim şeyi yaparsam, Yasa’nın iyi olduğunu kabul etmiş olurum.

Rom 7:17 O halde bunu artık ben değil, içimde yaşayan günah yapıyor.

Rom 7:18 İçimde, yani doğal benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yoktur

Rom 7:19 İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum

Rom 7:20 İstemediğim şeyi yapıyorsam, bunu yapan artık ben değil, içimde yaşayan günahtır.

Rom 7:21 Bundan şu kuralı çıkarıyorum: ben iyi olanı yapmak isterken, içimde hep kötülük vardır.

Rom 7:22 İç varlığımda Tanrı’nın Yasasından zevk alıyorum.

Rom 7:23 Ama bedenimin üyelerinde başka bir yasa görüyorum. Bu da aklımın onayladığı yasaya karşı savaşıyor ve beni bedenimin üyelerindeki günah yasasına tutsak ediyor.

Rom 7:24 Ne zavallı insanım! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak?

Tanrı sonsuz adalet sahibi olduğu gibi sonsuz merhamet sahibidir ve bu ikisinin çelişmesi olanaksızdır

Tanrı eğer sonsuz merhametini kullanıp günahları keyfiyen affetmeye kalkarsa bu durum Tanrı’nın sonsuz adaleti kavramıyla çelişir bu nedenle “keyfiyet” mümkün değildir. Bu bir mahkemenin bir sanığı yargılarken “oğlum pişman mısın?” “pişmanım” “öyleyse affettim hadi git” demesine benzer, Hıristiyanlara göre bu “adaletli” bir yaklaşım değildir.

Tanrı günahlara karşı sonsuz adaletini göstermeye kalksa insanoğlunu kesinlikle çok şiddetli biçimde cezalandırması gerekir insanoğlunun tam saf kutsal Tanrı karşısında günahlı olduğu kabul edilir, yaptığı en ufak bir hata karşısında, Tanrı’nın sonsuz adaleti olduğu için, insanları cezalandırması gerekir insanoğlu da bu şekilde gün yüzü görmez.

Hıristiyanlara göre “saf olmak”, yüreğinde, düşüncelerinde, eylemlerinde ve daha pek çok alanda hiçbir kötülüğü,ahlaksızlığı,fesatlığı barındırmamak ve Tanrı’nın kutsal kurallarına %100 itaat etmek anlamına gelmektedir.Bugün insanların bu gücü yoktur çünkü dünyanın bugün en iyi insanı bile bir kırıntı kadar olsa da, hayatında en az bir kere, ufacık bir fesatlık düşünmüştür, ufacık bir kötülük düşünmüştür ya da bir bayana şehvet gözüyle bakmıştır. Sonuç olarak bir insan hayatında ufacık kötülük yapmasa bile ki bu bile mümkün değildir, bu sayılan olguları bir defa “düşünmesi” dahi onun saflığını kaybetmesine neden olur.

Hıristiyanlara göre yapılan iyi işler de aslında kesinlikle insanların saf olduğunu göstermemektedir çünkü bu iyi işleri yaparken de akıldan çok ufak da olsa çıkarcılık veya menfaatçilik ya da kötü düşünce geçmektedir.

Bu durum Eski Ahitte (tevrat) şöyle anlatılır…

Reklamlar

İşaya 64:6 “Hepimiz murdar olana benzedik, bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi. Yaprak gibi soluyoruz, Suçlarımız rüzgar gibi sürükleyip götürüyor bizi”

İşte Hıristiyanlara göre çarmıh olayının gerçekleşmesi ile “Tanrı’nın sonsuz merhameti” de devreye girmiştir.

Bir yanda Tanrı’nın sonsuz adaleti, diğer yanda Tanrı’nın sonsuz merhameti ikisi de birbiriyle çelişmemeli ve çelişemez…

Hıristiyanlara göre bu durumda yine Tanrı’nın “bir şeyler” yapması gerekmektedir, bu nedenle sonsuz merhametini göstermiş ve İsa Mesih’i dünyaya yollamıştır.

Yu 3:16 “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.”

Hıristiyanlara göre üzerimizdeki haklı olan Tanrı yargısını kaldırmak adına İsa Mesih insanlar için öldü…

Bu durum, gerçekten suçlu olan kendi kızını yargılamak zorunda olan yargıç örneğine benzer, yargıç kızını çok sevmektedir ama “merhamet” ve “adalet” kavramları da çatışamaz; yargıç, kızına “affettim seni git hadi” derse “adalet”, ağır bir şekilde cezaya çarptırırsa da “merhamet” kavramları yok olacaktır, mantıksal olarak tek çıkar yol yargıçın kızını ağır bir şekilde para cezasına çarptırması ve daha sonra bu parayı kendisi ödemesidir.

İşte çarmıh konusunun mantığı da, Hıristiyanlara göre bu şekildedir.Tanrı’nın haklı yargısını, İsa’nın ölümü ortadan kaldırmıştır.

Tanrı’nın adaleti, İsa’nın ölümüdür, Tanrı’nın merhameti de İsa’nın dünyaya gelmesidir.Bu şekilde “sonsuz adalet” ve “sonsuz merhamet” kavramları çelişmemiştir.

Hıristiyanlar, günahlara neyin tam olarak kefaret sayılacağının Tevrat’ta açıklandığına inanırlar:

Levililer 17:11 “Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır”

Tevrat’ta günahları bağışlatma yöntemleri “geçici olarak Tanrı’nın gazabından kaçınmak” anlamını ifade eder.Yani tevbe edilmesi pişman olunması ve sunak sunulması “Tanrı’nın bir azabından kaçınmak,geçici olarak özel bir cezanın iptal olması” anlamlarını taşımaktadır.

Bu teolojinin yanında İsa’nın ölmesini gerektirecek bir konu daha olduğu söylenebilir

İnsanın işlediği her günah düşündüğü her günah ya da iman etmemesi Tanrı’yı reddetmesi Tanrı’nın onurunu kırar.İsa Mesih bütün “onur kırıcılığı” ve “utancı” da üzerine almıştır.En utanç verici bir şekilde işkence görmüş, kul özüyle insan ruhunun yaşayabileceği her şekilde acı çekmiştir, Tanrı’nın sonsuz merhameti bu şekilde gerçekleşmiştir.

Kutsal Kitap literatüründe Tevrat’tan gelen bir gelenek olduğuna inanılır,bu, “kurbanın herhangi bir kusuru olmaması gerekliliği”dir.İslamda da kurban bayramında bir koç keserken koçun sağlıklı ve kusursuz olmasına dikkat edilir.

Hıristiyanlara göre İsa’nın ölümünün bir “değeri” olması için onun tam saf bir insan olması gerekir ancak Kutsal kitabın beyanına göre insan günahlıdır, yeryüzündeki hiç kimse tamamen saf değildir,olamaz da…İnsanoğlu tamamen saf olamaz, bu onun doğasına aykırıdır.Tam ve saf kutsal olan biri varsa o da Tanrı’dır.

“Ölümün değeri” olması için kurbanın tamamen saf olması gerekir…

İnsanoğlu da saf olamayacağına göre Tanrı’nın sözü İsa’ya, yani bir insan bedenine yüklenmiş hipostatik birleşme yoluyla İsa Mesih dünyaya gelmiştir, Hıristiyanlara göre o %100 insan ve %100 Tanrı’dır.”Tanrı” olması gerekmektedir çünkü Tanrı’dan başka kimse saf değildir, aynı zamanda insan olması gerekir çünkü Tanrı’nın adaletini yerine getirmek için kurban olmalıydı.

Bu nedenle İsa, İncil’de sürekli “bende günah olmadığını bilirsiniz” der.Ayrıca yine İsa İncil’de “Canımı benden kimse alamaz ben onu kendiliğimden veririm” demiştir

Bu yazımız forumumuzun eski arşivinden alınmıştır yani yine Nazlim.Net sitesine aittir ve ArDaa tarafından yazılmıştır.

Reklamlar

Leave a Reply

Your email address will not be published.